Templates by BIGtheme NET
Trinidad (1)

Bir Şehir, Bir Öykü: Trinidad

Yazı ve Fotoğraflar: Ercan Gök

Yakıcı güneş öğlene doğru tüm etkisini göstermeye başladığında, Malu da diğerleri gibi bir palmiyenin gölgesine sığınmıştı. Özellikle bu mevsimde hava ya çok sıcak olur ya da büyük fırtınalar ve yağmurlar olurdu. Her ikisi için de büyük ve güçlü bir ağacın altı en güvenilir yerlerden biriydi…

Malu’nun kabilesi yıllar önce Güney Amerika’dan buraya göç etmiş bir kavimdi. Onlara Tainolar diyorlardı. Tainolar, kendi içlerinde ve komşularıyla barış içinde yaşayan barışsever bir halktı, zaten Taino sözcüğünün kendi dillerindeki anlamı da iyi insan demekti… Tainoların av için kullandıkları basit gereçleri hariç hiç silahları yoktu, çünkü insan öldürmek diye bir şey, hatta kötülük denen şeyin ne olduğunu henüz bilmiyorlardı. El sanatlarında çok gelişmişlerdi. Malu’nun babasının adı büyük güneş anlamındaki Agueybana, annesinin ise Tinima’ydı… Malu’nun babası, kabilelerinin (caciques) reisiydi. Kabilede kadınlar ağ örer, balık kurutur, deniz kabuklarından kolyeler, bileklikler yapar, ormandan otlar ve meyveler toplar, derelerden içme suyu taşırlardı. Erkekler ise avcılık ve balıkçılığın yanı sıra çömlekler, şeker kamışından sepetler, balık tutmak için kanolar yaparlardı. Ormanda meyve toplarken ve balık tutarken çömlekler ve sepetler çok gerekliydi.

Trinidad (2)

Malu, birkaç yıl önce ergenliğe girmiş bir genç kızdı, hem güzelliğinden hem de babasının reisliğinden dolayı bir hayli talibi vardı. Annesi ve babası adaylardan en iyisini seçmeyi ve onu da Malu’nun beğeneceği biri olmasını diliyorlardı. Malu ise her sabah aynı kayanın üzerine çıkarak güneşin doğuşunu izlerdi. Bunun sebebi uzun zamandan beri gördüğü rüyalardı. Rüyasında daha önce hiç görmediği, çevresindeki kimseye benzetemediği tuhaf bir genç adam görüyordu. Genç adamın uzun sarı saçları ve siyah sakalları vardı. Malu, saçları sarı olan bir erkek veya bir kadını hayatında hiç görmemişti. Çevresindeki herkesin saçları siyahtı. Genç adam, üzerinden sular akarak denizden çıkıp ona doğru geliyor ve onu kucağına alıp denize geri dönüyordu. İşte o an Malu, içindeki duyguları tarif edemiyordu. Anne, babası ve tüm arkadaşlarından ayrılmanın paniğini yaşarken adama karşı da hiç direnmemesi ona garip geliyordu. Genç adamın kucağında denize doğru giderlerken terlemiş bir şekilde uyanıyor ve yaşadığı şeyin rüya olduğunu o zaman anlıyordu. Uyandığında, neden sürekli aynı rüyayı gördüğünü ve neden rüyanın devamını hiç görmediğini kendi kendine soruyor hatta çoğu zaman yeniden uykuya dalıp rüyasının devam etmesini diliyordu ama rüyasının devamını hiç göremiyordu.

Malu, rüyalarını annesine anlatmıştı. Annesi de kabilenin en yaşlı ve en bilge kadını Opa’ya gitti. Opa, Tinima’yı uzun uzun dinledi. Çadırın içindeki yanan ateşe büyülü tozlarından bir tutam attı. Ateş alev aldı, mavi bir duman çıktı. Tinima ürperdi. Opa, uzun süre gözlerine inanamıyormuş gibi ateşe baktı.

‘Geliyorlar’ dedi…

Trinidad (3)

Santa Maria’nın sancak tarafında Nina, iskele tarafında Pinta vardı. Tam ortadaki gemi, her iki gemiye de 250 yarda uzaklıktaydı. Üç gemi yan yana batıya doğru gidiyorlardı. Yola çıktıkları iskeleden 4000 mil uzaklıktaydılar. Üç geminin de mürettebatı her doğan günün sabahından gün batımına kadar ufukta bir kara parçası görmek umudunu taşıyorlardı. Herkesin sinirleri gerilmiş, en küçük şeylerden bile büyük kavgalar çıkabiliyordu. Yola çıkalı 1 aydan fazla olmuştu erzakları ve suları azalmıştı.

Hava karardıktan sonra, serdümen nöbetini tutmakta olan arkadaşı Gascon’un yanına giden Huelva’lı palamar Juan Rodrigo pruvada bir şeyler gördü. Gascon’a da gösterdi. İkisi de gördüklerine inanamadılar. Dürbünlerini çıkarıp baktılar. Çok uzaklarda bir şeyler yanıyordu. Bu, gece karanlığında göremedikleri kara parçasının tam önlerinde olduğunun bir göstergesiydi. Juan ve Gascon avazları çıktığı kadar sağ taraftaki Nina adlı gemiye doğru bağırmaya başladı.

Trinidad (4)

‘Kara göründü, kara göründüüü… Kaptaaaan, kaptaaaan Kristof Kolomb kara göründü.’

Üç gemi de rotasını uzaklardan görünen alevlere doğru çevirdiler. Rüzgârın da etkisiyle üç gemi pupa yelken yol almaya başladı.

Malu, uzun zamandan beri ilk defa rüya görmeden uyandı. Her sabah güneşin doğuşunu izlediği deniz kenarındaki kayaya doğru gitti. Denize baktığında daha önce hiç görmediği, onların kullandıklarına benzemeyen teknelerle, onlara benzemeyen, onlar gibi giyinmeyen, bazıları aynı rüyasında gördüğü gibi sarı saçlı erkeklerin adalarına doğru yaklaştıklarını gördü. Rüyası gerçek olmuştu.

Baba, oğul, kutsal ruh…

Trinidad (7)

Bundan 523 yıl önce Kristof Kolomb ve adamları Hindistan sandıkları Küba’nın Trinidad şehrine geldiler. Kolomb, okyanusta ilk göreceği kara parçasını ‘Baba, Oğul, Kutsal Ruh’ üçlüsüne adamak için ettiği yeminden dolayı bu şehre ‘Trinidad’ (Üçleme) adını koydu. Kolomb’un ekibi Malu, ailesi, Taino kabilesi ve Karayipler’deki diğer yerli kabilelerine ait insanları köleleştirdiler, sattılar, öldürdüler. İçlerinde kötülük barındırmayan, nefretle tanışmamış insanlara doğunun kötülüğünü, nefretini, cinayetlerini, işkencesini öğrettiler.

Trinidad (6)

Doğu, Kolomb sayesinde yeni bir kıtayla tanıştı. Kolomb, baharat bulmaya geldiği bu toprakların insanlarını kin, nefret, ırkçılık, kölelik, kan ve vahşet ile tanıştırdı. Bugün Trinidad, geçmişin izlerini taşımakla birlikte her köşe başında canlı Latin müzik çalan grupları, kolonyal mimarinin muhteşem örnekleriyle dolu binaları ve sokakları dolduran neşeli halkıyla geçmişte olanları affetmiş, unutmuş bir halde hayatı yaşamaya devam ediyor.

Hayat paylaşınca güzelShare on Facebook5Tweet about this on TwitterPin on Pinterest1Share on Google+2Print this pageEmail this to someone

Hakkında Konuk Yazar

Bu hesap; web sitemize konuk olarak sizler için makaleler kaleme alan dostlarımızın ortak hesabıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful