Templates by BIGtheme NET

Kafa Yakan Bir İzleme Fikri: Otomatik Portakal / A Clockwork Orange

Bu hafta Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Sinema Kulübü ile beraberdik. Birlikte Otomatik Portakal filmini izledik. Çok keyif aldım ve sizlerle de paylaşmak istedim.

Yazı: Doç. Dr. Handan Can

Otomatik Portakal, Anthony Burgess’in en iyi eserlerinden biri; 1960’lı yıllarda modernleşme ve değişim sancılarını yansıtırken, bireylerde özgürlük ve baskı kavramlarını ele alır ve sonuçlarını sorgular. Sinemanın dahi yönetmeni Stanley Kubrick’in 1971’de sinemaya aktardığı Otomatik Portakal  (A Clockwork Orange) kült film klasikleri arasında hak ettiği yeri vardır. Filmde başrolleri paylaşan Malcolm McDowell, Patrick Magee, Michael Bates çok başarılı performans sergiliyorlar.

İnsani değerlerin yok olmaya yüz tuttuğu bir gelecekte, Britanya’da geçen film şiddet bağımlısı gençlerden kurulu bir çetenin, çevrelerine saçtığı dehşet ve korkuyu işleyerek bir korku imparatorluğunun resmini çiziyor adeta. İlaç bağımlısı bu çete, her gece şiddet gösterilerinde bulunmaktadır. Adam dövüp, hırsızlık yapıp insanlara tecavüz ederler. Çete lideri Alex ve diğer üç gencin her türlü şiddet ve madde bağımlılığı ile iç içe geçmiş karmaşık bir yaşam örüntüsü vardır. Gençler şiddetten adeta beslenmektedir ve bu yaşantılar onlar için artık bir kimlik kazanma yoluna dönüşmüştür. Giderek artan bu çılgınlık daha fazla şiddeti de beraberinde getirir, işler giderek iyice çığırından çıkar ve bu eylem gecelerinin birinde bir kadın ölür. Alex’ten nefret eden diğer çete üyeleri, bu durumu fırsat bilip onu polise ihbar ederek kaçarlar.  Bana göre asıl hikaye orada başlar.

Klasik müzik dinleyen, Ludwig Beethoven hayranı olan ve çekmecesinde yılan besleyen bir genç olan Alex tutuklanır. Saç rengi mordan kırmızıya sürekli değişen bir annesi ve tedirgin bir babası vardır. Aile bireyleri bir arada ama ilişkisizdir, ayrıktır. Hapse giren Alex orada kaldığı iki yıl boyunca uyumlu davranmaya ve örnek bir mahkum olmaya çalışır. Ancak bir an önce hapisten çıkmak istemektedir. Bu nedenle o günlerde hükümetin mahkumları hızlıca topluma kazandırmak ve hapishaneleri boşaltmak için uygulamaya sokmaya çalıştığı “ Ludovica “ yöntemi için gönüllü olur. Başına neler geleceğinin farkında olmayan Alex, böylece pek fazla denenmemiş bir beyin yıkama yönteminin kobayıdır artık. “Ludovico” denen bu yöntem ile deneklere ilaç eşliğinde, aşırı şiddet içeren her tür film saatlerce izlettirilmekte ve denek şiddet içeren davranışlardan kaçınmak üzere koşullanmaktadır. Alex bu klasik koşullama yoluyla gerçekleştirilen bu kaçınma terapileri sonrasında bir tür beyni yıkanmış bir robota dönüşür. Saldırganlara karşı onlara karşı kendini koruyamaz, bir kadına dokunma eğilimi gösteremez; aksi durumda intihara kadar sürükleyecek yoğun bir bunaltılar yaşar. Böylece şiddet uygulayarak kimlik bulmaya çalışan Alex, şiddet kurbanı olur. Alex şiddet uyguladığı herkesten şiddet görür. Kurtuluşu intiharda bulur, ama ölemez. Onu topluma kazandırma amacıyla bir robota dönüştüren sistem,  bu sefer de onu kurtarma operasyonu gerçekleştirecektir.

Otomatik Portakal, çok etkileyici bir film, hatta tüyler ürpertici. İzlerken soluksuz kaldım. Ve aslında en büyük şiddetin tek tip insan oluşturma anlayışı olduğunu bir kez daha derinlemesine hissettim.  Çok ayrıntılı bir sistem sorgulaması. Mutlaka izlemelisiniz…

Hayat paylaşınca güzelShare on Facebook0Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0Share on Google+0Print this pageEmail this to someone

Hakkında Konuk Yazar

Bu hesap; web sitemize konuk olarak sizler için makaleler kaleme alan dostlarımızın ortak hesabıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

ăn dặm kiểu NhậtResponsive WordPress Themenhà cấp 4 nông thônthời trang trẻ emgiày cao gótshop giày nữdownload wordpress pluginsmẫu biệt thự đẹpepichouseáo sơ mi nữhouse beautiful